ALDIM BAŞIMI GİDİYORUM
Ağustos 3, 2007
Yazmaya çalışan biri için; iyi yazılmış bir şiiri okumak, bir denemeyi, bir öyküyü, bir romanı okumak, hele de yazmaya çalıştığı meseleler hakkında yazılmışlarsa, yazmaktan çok daha keyiflidir çoğu zaman. “Bu kadar olur” dersiniz. “Bu kadar iyi anlatılabilirdi” dersiniz. “İşte budur!”
Hatta itiraf etmeliyim ki bazen, “bu cümleyi ben nasıl kuramadım” dersiniz. O kadar içinize işler ve bir o kadar da kendinize ait, kendinizden hissedersiniz başkalarının cümlelerini. “Ben de bunu düşünüyordum” dersiniz. Böyle birşey; yazmaya çalışmak ama daha çok böyle birşey; okumaya çalışmak. Bir okur olmak. Belki de bu nedenle seversiniz pek çok yazarı, kimbilir. Bir yazarı sevmenin pek çok sebebinden biri de budur belki de.
Bir şarkı dinlerken hatırladım bu duyguyu. Uzun zamandır hissetmediğim; “işte budur” duygusunu. Aslında şarkıların sözleri hele de bestesi ile gerçek bir bütünlük hâlinde ise, ne kadar kolay etkiler insanı. Söz, melodiyle birlikte yer eder yüreğinizde, dilinizde. Birsürü şarkım var böyle. Benim “hit”lerim! İşte onlardan birini sıkça duyar oldum bu günlerde. Eskiden Erol Evgin söylerdi yanılmıyorsam. Şimdilerde Yonca Lodi söylüyor. “ALDIM BAŞIMI GİDİYORUM.” Eğer dinlemek isterseniz www.yoncalodi.net adresinde tamamı klip olarak mevcut. Beste Melih Kibar’ın. Sözler; Çiğdem Talu’ya ait. Allah rahmet eylesin. İkisi de aldı başını gitti. Çiğdem Talu’nun, bu sözleri hayatının son günlerinde, o amansız hastalıktan ölmek üzere iken ve de ölmek üzere olduğunun farkında iken yazdığını düşününce bana hak vereceksiniz. Neden “İşte budur” dediğimi sanıyorum anlayacaksınız. Tam da giderken, başka ne diyebilirdi, nasıl diyebilirdi insan. Tam da gidiyor olsak ve daha da önemlisi bunu biliyor olsak, ne diyebiliriz. Belki de insana verilen hediyelerden biri de gitme zamanını tam olarak bilemeyişi. Ne dersiniz?
Uzuuuuun ve hüzünlü bir tartışma konusunu açmayacağım burada. Sadece tam da giderken ve daha da önemlisi, gitmekte olduğunu bilirken bir şairin söylediklerini paylaşmak istedim sizlerle. Şiir çok güzel ama bestelenmiş hâlini dinleyince; sanki öyle, o melodiyle yazılmış gibi geliyor. Bilmem bana mı öyle geliyor. …
ALDIM BAŞIMI GİDİYORUM
Her kelime yalan, her yürek vefasız
Can üzgün perişan, can suskun kararsız
Çek git diyor şeytan, git sessiz sedasız
Ve gittiğin zaman sanma ki,
Ağlayıp sızlarlar ardından
Ben bu dünyadan
Dosttan, düşmandan
Aldım payımı gidiyorum
Günahlarımla, sevaplarımla
Aldım başımı gidiyorum
Gitgide yüreğime, ince bir sızı girse
Gizli bir ateş beni yaksa da gidiyorum
Ben bu hayattan,
Aşktan, sevdadan
Aldım payımı gidiyorum
Günahlarımla, sevaplarımla
Aldım başımı gidiyorum
Her duygu yıpranmış, her bakış anlamsız
Can bıkmış usanmış, can çökmüş zamansız
Çek git diyor şeytan, git sessiz sedasız
Ve gittiğin zaman
Sanma ki bir kal diyen çıkar ardından.
***
Bir kal diyen çıksa kalabilecek miyiz? … Bir kal diyen için yaşamalı o zaman.
Yazınızı okuduğumda; “Hatta itiraf etmeliyim ki bazen”, “bu cümleyi ben nasıl kuramadım” dedim. Ellerinize sağlık…
Önce melodisini hatırlayamadım bu şarkının. Sonra, birden hatırladım… Kelimelerin canı olan sesi… İçim burkuldu.
Cevap: Bir “kal” diyen çıksa da kalamayız. Çünkü “gel” diyenin cazibesiyle mücadele etmenin imkanı yoktur.
İşte yine konunun en can alıcı yerine dokunmuş görünmez kentler. Bu bir çağırılma mı acaba. Eğer öyle ise; elbette “kal” diyenlerin olması fena olmazdı ama herhalde “gel” diyeni düşününce, “kal” demeseler ne lazım gelir değil mi.Bu çağırılma meselesi bana yüzyılın önemli varoluş filozoflarından Marcel’i hatırlattı. Varoluş; “bize yapılan çağrılara verdiğimiz bir cevaptır” diyordu. Bir cevap-varlığız yani ve cevaplarımızla belirleniyoruz. Şimdi bir kez daha düşünmeliyiz, nasıl alıp başını gider insan bir “gel” diyen olduğunda. …
Fulya Hanım, yazılarınızı okudum. Mükemmel, hatta mükemmel ötesi. Duygularımı parça pinçik etti… ellerinize sağlık…
Duygular nasıl parça pinçik oluyor bilmiyorum. Ama herhalde yazılarımda var olan duyguyu paylaştığını ya da yazdıklarım vesilesiyle duygularının tarifi zor bir hâl aldığını ifade etmiş Canan hanım. Belki de duygudan fazlasını, varoluşun temel hallerini anlatmaya çalışmaktan oluyor bu tarif imkânsızlıkları. Yine de, kelimelere sığdıramasak da, derinde bir yerlerde bunu paylaşabildiğimizi görmek beni çok mutlu etti. Teşekkür ederim. Fakat Canan hanımın yorumu, daha çok başka bir noktayı düşündürdü. Bizler insan olarak mükemmel olabilir miyiz? (Mükemmelin ötesi zaten olmaz.) Mükemmel olan nedir? Bu güzel, düşünülmesi gereken ve felsefeden hoşlanmayanlar için altını çizerek söylemeliyim, felsefî bir problem. Bizler mükemmele yöneliriz sanıyorum. Bu uzun bir konu, belki uzun bir yazıda buna yeniden dönerim. Sadece şimdi Canan hanım vesilesiyle dikkatinizi çekmek istedim. … Güzel duygular hissetmenin ve onları paylaşmanın yanı sıra, güzel ve doğru ifade edebilmek, dilimizi doğru kullanabilmek, kavramları iyi seçebilmek için kendi kültürümüzün şaheserlerini okumak ve onların arkasındaki felsefeyi kavramak gerktiğini bir kez daha hatırlayalım. Bir dili en iyi, o dilin şaheserlerini okuyarak öğreniriz. Bu, kendi dilimiz için de böyledir. Bir kültürü ve o kültürün kavramlarını da ancak o şekilde öğreniriz. Uzatmayayım, bugün hep beraber, mesela “mükemmel” kavramına bir bakalım. Ünlü filozof Descartes’tan Mevlana’ya, her kültürde ve her devirde düşünüldü mükemmellik kavramı. Elbette, Estağfurullah, benim yazdıklarım sadece paylaşmaya çalışmak. Beğeniniz için teşekkür ederim bu bir teşvik oluyor ama mükemmel olma yolunda olmayı da, gerçek yazarlara bırakalım. Biz duygularımızı paylaşmayı denemeye devam edelim.
Şarkıyı bilmiyorum ya da anımsayamadım. Lakin sözlere bakınca “Bunu yazan çekip gitmiş midir ?” diye merak ettim. Sadece yazmış mı, yoksa yaşamış mı o dizeleri acaba.
Hatta belki de şair şiiri bitirince “Hmm çok iddialı oldu, ben şuna bir kal bölümü ekleyeyim de; ne olur ne olmaz.” diye düşünmüştür diye düşünmeden de edemedim.
Merak ettiğiniz için hatırlatmak istedim. Bu sözleri yazan şair, onları yazarken zaten ölmek üzere ve kendisi de bunu biliyor. Kanser tedavisi olurken yazmış. Kurtulmuş olamaz mı diye düşünüyor iseniz maalesef! Allah rahmet eylesin, bunu yazdıktan kısa bir süre sonra almış başını gitmiş.
Merhaba Hocam, bu akşam isminizi yazdım arama motoruna, merak ettim neler çıkacak karşıma. Bir kaç makale okumaya hazırlamıştım kendimi. Denemelerle karşılaştım, açıkçası şaşırdım. Biz öğrenciler insan üstü varlıklar gibi görüyoruz hocalarımızı sanırım. Meğer ne kadar da “biz” den hisler barındırmaktaymışsınız yüreğinizde ve sorulan sorular ne kadar da benzermiş. Yorumumu paylaşma cesareti gösterdiğim için beni bağışlamanız dileğiyle…