KENDİM OLDUĞUM ZAMAN

Ne garip! Dünyayı yaşadıkça, kendimi yaşadıkça ölüyor birşeyler. Birşeyler yıkılıyor, esiyor, toz duman arasında birşeyler kıpırdıyor, birşeyler ölüyor. … Yaşandıkça acı, yaşandıkça herşey. … Başlangıçlar, bitişler hep yaşadıkça. Bir yokuş hayat, bir yokuşu tırmanır insan. Hayatı yürüdükçe var yokuşlar, hayatı yürüdükçe ölüm. Ne garip! Ölüm hiçbirşeyi öldürmüyor aslında. Tam tersine hayat. …

Hayata ne diyebiliyoruz ki aslında. Hayatta ne diyebiliyoruz. Ne demeliyiz ölüme.

Sadece ben-im, diyebildim önce sessizce. Sonra biraz daha doğrularak söyledim; ben-im. Sesim daha yüksek çıkıyordu artık. BEN-İM diye tekrarladım birkaç kez. Ne anlamı vardı bu sözcüğün? Ne anlamım var benim? Ben-im ama ben kimim? Evet, ben bir kim-im yalnızca. … KİM-İM. Bir kimseyim yani. Kimse-yim. Belki de hiç kimseyim. Ben şuyum, ya da buyum, hiç fark etmez. Ben-im diyebiliyorum ilk kez. Benim diyebiliyorum hayata, benim diyebiliyorum ölüme. Benim!

Yıllarca kendime yürüdüğüm bu yol, çıkması gereken en gerçeknoktaya çıktı işte: Bana, kendime. “Ben” olduğumdan başka ne diyebilirim ki hayata, ne diyebilirdim ki. Ben, benim bile diyemem artık. Yalnızca “ben-im”. Aranması gereken tek şey bu belki de. “Ben”im. “Ben”imiz.

“Ben”ini aramalı herkes belki de. O zaman hayat da hiçbirşeyi öldürmez, kim bilir. Evet, tam da KİM bilir o zaman işte. Kim olan, kimse olan bilir. …

4 Yanıt to “KENDİM OLDUĞUM ZAMAN”

  1. Rahmi Keleş Diyor ki:

    Fulya, gönlüne sağlık. ‘Kim’ olan, ‘Kimse’ olanın şahı Yunus Emre’ye götürdün beni. ‘Bir ben vardır bende benden içeru’ diyen Koca Yunus’a. Acaba içerdeki; derya olan ‘ben’ ile, aynada gördüğüm ‘ben’in biliş tutması mıdır vuslat, ya da başka bir ifadeyle; hiçbir forma girmemiş, hiçbir şekle bürünmemiş, hiçbir kalıba dökülmemiş ‘ben’le, bugünkü halimle şekillenmiş ‘ben’ arasındaki tanışıklık mıdır? Başarana AŞK olsun.

  2. ALİ FUAT METİN Diyor ki:

    HOCAM, BU YAZILARINIZI YENİ FARK ETTİM. EN SON YAZINIZ BEN’LİĞE VE ÖLÜME BAKIŞIMI DEĞİŞTİRDİ DİYEBİLİRİM. BU GÜZEL YAZILARINIZI SIKLAŞTIRARAK DEVAM ETMENİZİ BEKLİYORUM. TEŞEKKÜR EDERİM.

  3. fulyabayraktar Diyor ki:

    Denemekle ve de denemelerimi paylaşmakla ne kadar iyi bir iş yapmışım dedim bugün kendime. Paylaştıkça çoğalıyor insan. “Kim”lik üstüne bir kez daha düşünmek gerek. Ama bu kez Rahmi bey’in hatırlattığı açıdan.Kendiliğimiz ile o kendiliği yaşadığımız ortam, zaman ve beden arasındaki ilşkiyi yeniden gözden geçirmek ve bunu yaparken bizim aynamızda yansıyanların aslolan Varlıkla olan bağı kadar bizdeki aynayla -ya da kendilikle- olan bağına da yeniden dikkat etmek gerek.Bir felsefeci çırağı olarak, bu yorumlarla ufkum açılıyor. Teşekkür ederim.Ben Rahmi Bey’e Yunus’u hatırlatmışım ne mutlu. Onun yazdıkları da bana Şeyh Galib’in şu dizelerini hatırlattı: “Efkâra göre verir tesellî/ Mir’âta göre eder tecellî”. Demek ki “kendimiz”i değerlendiriken, tecellîde aynanın rolünü de unutmayacağız. Büyük sorumluluk! Hakikaten AŞK olsun.

  4. fulyabayraktar Diyor ki:

    Açıkçası öğrencilerimin bu yazıları okuyacağını düşünmemiştim. Ama elbette hespta olmayan bu duruma sevindim. Çünkü burada yapmaya çalıştığım şey; felsefenin sınırlarını, dilin sınırlarına taşımak, edebiyatın imkânları ve ufkuyla felsefe yapmak, felsefenin de, dilin de sınırlarını zorlamak ve böylece o sınırları fark etmek. Bu yolculuğu öğrencilerimle paylaşmak ve dahası onlarla birlikte-düşünmek beni çok mutlu etti. Ali Fuat, Ben’liğin ölümle olan ilgisine dikkat çekmiş. Demek ki şimdi kendimize bakarken bir adım daha atmak gerekecek. Şimdi, bu kez Ali Fuat’ın dikkat ettiği noktada, ben Yunus’u hatırladım. “Ölür ise ten ölür/ Canlar ölesi değil”. Ya da, tam da Rahmi bey başarana aşk olsun demişken, “Ölen hayvan olur/âşıklar ölmez” dediğini hatırlıyorum Âşık Yunus’un. Hadi biraz daha düşünelim; ölüm üzerine, aşk üzerine, kendimiz ve kendiliğimiz üzerine. Biraz daha düşünelim “gerçek” üzerine, asıl üzerine.

Yorum Yapın