GERÇEK

Temmuz 21, 2007

Akrep bende, yelkovan sararmış bir fotoğrafta iken “gerçek”le randevum var. Gitmeliyim!

***

Duvardaki o sararmış fotoğraftan bana bakıp, hüzünle boynunu büktü, usulca  gülümsedi gerçek. O simsiyah saçlardan süzülerek yok oldu, sonra saçımdaki ak tellere kondu, hüzünle boynunu büktü, usulca gülümsedi gerçek. Ona dokunmak istedim. … Bir oradaydı; o çatlamış duvarda, o eski fotoğrafta. Bir buradaydı; yüzümde, ellerimde, içimde gerçek. … Dokunamadım ona. Alayla bana baktı, hüznü üstünden attı, usulca gülümsedi gerçek.

Orda öylece duran zamanla kardeş miydi, bana oyun oynayan zaman, ona eş miydi? … Bunları düşünürken, yüzümdeki çizgiyi ellerine alarak o fotoğrafa gitti, tıpkı bir sihirbaz gibi çizgileri yok etti, gözlerime bakarak gülümsedi gerçek. Elimde olmayarak gülümsedim ilk defa. Bir çeşit soruydu bu. Gülümsüyordu gerçek; “tanıdın mı” diyordu, “artık buldun mu beni?”… İlk kez gülümsedim ona. Tıpkı benim gibiydi; değişiyordu o da. Belkide hiç değişmiyor, yalnızca yer değiştiriyordu. Değişen o değildi yani. Tıpkı benim gibiydi; bir o eski fotoğraf oluyordu, bir BEN. O hüzünlü gülüşü hiç değişmiyordu.

Neydi o fotoğrafın hem gerçek, hem ben yanı?  Neydi beni ben yapan, fotoğrafta olmayan? … Hüzünle boynumu büktüm, usulca gülümsedim ona. “Gönlüm!” dedim. O, burada. Sevinçle ayağa kalktı, kulağıma eğilip fısıldadı gerçek: “Tanıştığımıza memnun oldum”. 


KENDİM OLDUĞUM ZAMAN

Temmuz 14, 2007

Ne garip! Dünyayı yaşadıkça, kendimi yaşadıkça ölüyor birşeyler. Birşeyler yıkılıyor, esiyor, toz duman arasında birşeyler kıpırdıyor, birşeyler ölüyor. … Yaşandıkça acı, yaşandıkça herşey. … Başlangıçlar, bitişler hep yaşadıkça. Bir yokuş hayat, bir yokuşu tırmanır insan. Hayatı yürüdükçe var yokuşlar, hayatı yürüdükçe ölüm. Ne garip! Ölüm hiçbirşeyi öldürmüyor aslında. Tam tersine hayat. …

Hayata ne diyebiliyoruz ki aslında. Hayatta ne diyebiliyoruz. Ne demeliyiz ölüme.

Sadece ben-im, diyebildim önce sessizce. Sonra biraz daha doğrularak söyledim; ben-im. Sesim daha yüksek çıkıyordu artık. BEN-İM diye tekrarladım birkaç kez. Ne anlamı vardı bu sözcüğün? Ne anlamım var benim? Ben-im ama ben kimim? Evet, ben bir kim-im yalnızca. … KİM-İM. Bir kimseyim yani. Kimse-yim. Belki de hiç kimseyim. Ben şuyum, ya da buyum, hiç fark etmez. Ben-im diyebiliyorum ilk kez. Benim diyebiliyorum hayata, benim diyebiliyorum ölüme. Benim!

Yıllarca kendime yürüdüğüm bu yol, çıkması gereken en gerçeknoktaya çıktı işte: Bana, kendime. “Ben” olduğumdan başka ne diyebilirim ki hayata, ne diyebilirdim ki. Ben, benim bile diyemem artık. Yalnızca “ben-im”. Aranması gereken tek şey bu belki de. “Ben”im. “Ben”imiz.

“Ben”ini aramalı herkes belki de. O zaman hayat da hiçbirşeyi öldürmez, kim bilir. Evet, tam da KİM bilir o zaman işte. Kim olan, kimse olan bilir. …